Mis Kokular Sevgili Okuyucularım, Serüvenimde Yanımda Olduğunuz için Çok Teşekkür Ederim! Bon Appetit!
RSS

15 Ağustos 2011

Farklı Bir Bakış Açısı





Günler bazen hiç ummadığım gibi akıp gidiyor. Birşeyleri deneyimlerken bambaşka şeyler çıkıyor ortaya. Doğru düzgün çalışanların olmamasına mı dertleneyim yoksa elde ettiğim bu başarıma hiçbir arkadaşımın destek göstermemesine mi bilemiyorum. Yoğun siparişlerimi saymıyorum tabi ki. Doğrusunu isterseniz insan çalıştırmanın ne kadar zor bir şey olduğunu dükkan açınca öğrendim. Hayatta herşey bir deneyim! Biz de ders çıkarmalıyız tabi ki. Şunu öğrendim ki aklı salim garson diye bir şey yok! Ne garip, okulda size bunları öğretmiyorlar işte! Hepsi birbirinden manyak! En son işe aldığımız garson aşçının boğazına yapıştı. Zar zor kurtardık aşçıyı adamın elinden. Apar topar işine son verildi tabi. Ama kadın olarak yaşadığımız bu deneyim denilen şey bizi delice korkuttu. Offffff hem de nasıl! Ardından part-time çalışan üniversite öğrencileri bulduk. Daha doğru bir tercih oldu diyebilirim size sevgili okuyucularım. İnsanla uğraşmak inanılmaz zor bir işmiş açıkçası. Vay anam vay! İçimden küfrettiğimi duydunuz değil mi? :) Bu artık günümüzün normal sorunları halinde. Asıl benim dert ettiğim şey farklı! Hani böyle kimsenin kolay kolay yapamayacağı bir şeyi yapıyorsunuz ya. Tırnağınızı dişinize takıp hatta saçlarınızı resmen süpürge misali yerlerde dolaştırıyorsunuz, yanınıza bir bakın.. Kim var? Neyse ki benim harikulade bir ailem duruyor tam yanı başımda! Geriye kalan? Arkadaşlar? Dostlar? Size öğrendiğim en acı gerçeklerden birini söyleyeceğim şimdi. Onlar var ya, hepsi gidiyor dostlar! Ne yazık ki durum bu! Bir ara bunu acaip dert ediyordum. Niye arkadaşlarım gelmiyorlar diye. Bayağı hemde hee! Acaip kafama takılmış hatta bu durumu içerlemiştim. Olay gelsinler içsinler değil yanlış anlamayın. Olay, gelip nasıl gidiyor bile denmemesi! Ne arama sorma ne gelme..! Yahu kardeşim bu ne?! Hiçbirinin yüzüne bakmak istemedim bir süre. Dedim ya kim kimdir anlıyorsunuz böyle durumlarda. Her ne kadar hayatı sevgi üzerine yaşayan bir insan olsam da acı gerçeklerden kaçılmıyor işte! Ne kadar acı.. Harala grürele içerisinde büyüyoruz. Annem derdi ki, 18 yaşından sonra hayat hiç olmadığı kadar çabuk geçecek. Hakkaten öyleymiş. Vay anasını..
Bir süre önce hayatımdan beni mutsuz edecek herşeyi çıkarmaya başladım. Düşünsenize, yarın öldüğümğzde yanımıza ne kalacak?.. Hayatı farklı bir bakış açısından görmeye çalışıyorum. Hatta insanların neden öyle davrandığına dair pozitif bulgularım bile var. Çok komik biliyorum ama işe yarıyor. Bir süredir ota boka sinirlenen hatta olur olmadık şeylere alınan halim gerilemeye başladı. Pollyannacılık mı? Yok canım! O kadar da değil! :) Mutlu olmak istiyorum ve beni mutlu edecek şeyler yapıyorum buna mutlu edecek düşünceler dahil. Mesela her sabah uyandığımda üşenmeden jimnastik yapıyorum. Abartılı değil sadce esneme hareketleri. Sonra oturuyorum ve beni mutlu eden şeyleri düşünüyorum. Bakın bunu bir deneyin! Sadece 10 dakikanızı güzel şeyleri düşünmek için ayırın. Gününüz de paralel olarak değişecek!..
Her ne akdar acaip yoğun olsam da, gerek doğum günü pastaları gerek düğün organizasyon cicileri olsa da mutluyum.. İstediğim herşey benimle..
Sadece gülümsüyorum..
Bon Appetit!

3 Yorum:

Bir Kadın dedi ki...

Blogunuzu keşfettiğimden beri takip ediyorum sizi. Açtığınız mekanı da haziran başında İstanbul'a geldiğimde ziyaret ettim, sizi göremedim ama yedim içtim. Kendimce yorumladım da... Sizi hiç tanımıyorum, ancak Antalya'dan kalkıp gelip açtığınız mekanı arayıp buluyorsam... Yanıbaşınızdakilerin yapmıyor oluşu onların odunluğundandır. İnsancıkların bu hallerine alıştım ben. Arkadaşlıkların böylesine de. Hazmetmesi kolay değil ama önümüze bakmak lazım. Sürdürdüğü renksiz hayatı bırakıp da bir mekan açacak cesareti olmayan insanların açıkça dile getiremedikleri kıskançlıklarıdır olsa olsa size yapılan. Ben olsam gülüp geçer ve onların hayatımın dışında bırakırdım. Lüzumsuz yer işgal ediyorlar.

Atrosya dedi ki...

Merhaba,ben de kendi işinin patronu olanların, personel yönetimi konusunda, daha şanslı olduklarını düşünürdüm.Dediğiniz gibi okulda öğretmiyorlar,tecrübe edinmemiz gerekiyor.Dostlarsa,hayat koşuşturmasında biraz bencilce davranmak zorunda kalıyor olabilirler.

Misra dedi ki...

Hiç bir zaman kimseye sakın alınmamak lazım. Belki kıskançlık belki çekememezlik. Boşver sen o mekanı kimseye güvenerek, kimsenin desteğine ihtiyacın olarak açmadın. Kendine ve ailene güveniyordun, onlar da yanında.
Kimseyi ben artık kafama takmıyorum, alınmıyorum da. Herkesi olduğu gibi kabul edip öyle seviyorum. Yerlerini biliyor, ona göre, nasıl istiyorsam öyle davranıyorum. Boşver dostlar gelmesede bizim müşterilerimiz bizi bir yerlere inan getirecek. Çünkü işimizi seviyoruz ve her yaptığımızı kendimiz beğenmeden vitrine çıkartmıyoruz. Sakın kimsenin bu enerjini düşürmesine izin verme.

Yorum Gönder

Bu sitede yayınlanan herşey © Copyright'ı Duygu Tuğcu'ya aittir.İçerik izinsiz kullanılamaz. Blogger tarafından desteklenmektedir.